Topuk kanı, yeni doğmuş bebeklerin topuğundan alınan birkaç damla kan ile yapılan hayati bir sağlık taramasıdır. Bu kanın alınmasının temel nedeni, belirti göstermeden ilerleyerek ciddi ve kalıcı sağlık sorunlarına yol açabilecek doğumsal hastalıkları henüz başlangıç aşamasındayken tespit etmektir. Yenidoğan tarama programının bir parçası olan bu basit işlem pek çok hastalığın neden olabileceği geri dönüşü olmayan hasarları önlemek için erken tedaviye başlama fırsatı sunar. Bu sayede bebeğinizin sağlıklı bir gelişim göstermesi ve gelecekteki yaşam kalitesinin korunması hedeflenir.
Topuk Kanı Nedir?
Topuk kanı, yenidoğan bebeklerden doğumdan sonraki ilk günlerde alınan birkaç damla kandır ve kalıtsal metabolik hastalıkların taranmasında kullanılır. Genellikle topuktan küçük bir delik açılarak alınır. Fenilketonüri, hipotiroidi gibi erken tanı konulduğunda tedavi edilebilen hastalıkların tespiti için hayati öneme sahiptir. Bu test, bebek sağlığı açısından rutin ve gerekli bir uygulamadır.
Topuk kanı taraması neden her bebek için hayati bir önem taşır?
Yenidoğan topuk kanı taraması, modern tıbbın en büyük başarı öykülerinden biridir. Bu uygulamayı, bebeğinizin sağlığını korumak için kurulmuş devasa bir erken uyarı sistemi gibi düşünebilirsiniz. Devlet tarafından yürütülen bu kapsamlı halk sağlığı programının tek bir amacı vardır: nadir de olsalar, bir çocuğun gelişimini, sağlığını ve hatta yaşamını tehdit edebilecek doğumsal hastalıkları olabildiğince erken bir aşamada tespit etmek.
Bu programın temel felsefesi, kesin bir hastalık tanısı koymak değildir. Aksine, son derece hassas bir filtre görevi görerek, sağlıklı bebeklerin çok büyük bir kısmını, tedavi edilebilir ciddi bir hastalık riski taşıyan o küçük gruptan ayırmaktır. Erken teşhisin en büyük gücü, bebekte hastalığa dair en ufak bir klinik belirti, bir huzursuzluk veya bir sorun gözlemlenmeden önce harekete geçme imkânı sunmasıdır. İşte bu paha biçilmez “belirtisiz” dönemde müdahale ederek, geri dönüşü olmayan zihinsel yetersizlik, ağır fiziksel engeller, kalıcı organ hasarları ve hatta ani bebek ölümleri gibi trajik sonuçların önüne geçilebilir.
Bu yaklaşım tıbbın hastalıklarla mücadele etme şeklinde köklü bir değişimi temsil eder. Artık sorunların ortaya çıkmasını bekleyen ve sonra tedavi etmeye çalışan “reaktif” bir model yerine, bütün bir toplumda, yani yeni doğan tüm bebekler arasında gizli riskleri aktif olarak arayan “proaktif” bir strateji izlenmektedir. Bu bebeğinizin geleceğini korumak için atılmış dev bir adımdır ve sayısız çocuğun potansiyeline ulaşmasını sağlar.
Bu hayat kurtaran topuk kanı programı nasıl başladı?
Bugün bildiğimiz modern yenidoğan taramasının hikayesi, 1960’lı yıllarda Dr. Robert Guthrie adında vizyoner bir doktorun çalışmalarıyla başlar. Dr. Guthrie, o zamanlar için devrim niteliğinde bir fikir geliştirdi. Bebeğin topuğundan iğne ucuyla alınacak birkaç damla kanın, özel bir filtre kağıdına emdirilerek kurutulmasıydı bu fikir. Bu “kurutulmuş kan lekesi” yöntemi, kan örneklerinin bozulmadan, kolayca uzak mesafelerdeki merkezi bir laboratuvara taşınabilmesini sağladı. Bu büyük ölçekli taramaların kapısını aralayan anahtardı.
Dr. Guthrie, bu dâhice toplama yöntemini, o dönemde çocuklarda ciddi zihinsel geriliğe neden olan Fenilketonüri (PKU) hastalığını saptamak için geliştirdiği bir testle birleştirdi. Başarılı bir pilot çalışmanın ardından, 1962 yılında ABD’nin Massachusetts eyaleti, bu taramayı rutin bir halk sağlığı programı olarak uygulamaya koyan ilk yer oldu. Bu model o kadar başarılı oldu ki kısa sürede tüm ülkeye ve dünyaya yayıldı.
Başlangıçta sadece PKU için yapılan “tek hastalık, tek test” modeli, zamanla inanılmaz bir evrim geçirdi. Özellikle tandem kütle spektrometresi (MS/MS) adı verilen ileri bir teknolojinin devreye girmesiyle bir çığır açıldı. Bu teknoloji sayesinde, artık tek bir kurutulmuş kan damlasından 50’den fazla farklı metabolik hastalık aynı anda ve çok hızlı bir şekilde taranabilir hale geldi. Bu teknolojik sıçrama, yenidoğan taramasını dünyanın dört bir yanında koruyucu çocuk hekimliğinin vazgeçilmez bir parçası haline getirdi.
Topuk kanı taramasına hangi hastalıklar dahil edilir?
Bir hastalığın yenidoğan tarama paneline eklenmesi kararı rastgele verilmez. Bu karar, uluslararası kabul görmüş ve Dünya Sağlık Örgütü tarafından da benimsenmiş katı bilimsel ve etik ilkelere dayanır. Bir hastalığın tarama programına alınabilmesi için belirli koşulları sağlaması gerekir. Bu koşullardan bazıları şunlardır:
- Hastalık, toplum sağlığı için önemli bir sorun teşkil etmelidir.
- Hastalığın doğal seyri, yani tedavi edilmediğinde ne gibi sonuçlar doğuracağı iyi bilinmelidir.
- Hastalığın belirti vermediği veya çok erken belirti verdiği bir evresi olmalıdır.
- Hastalığı saptayacak güvenilir, hassas ve uygulanabilir bir tarama testi bulunmalıdır.
- Hastalık için etkili ve ulaşılabilir bir tedavi yöntemi mevcut olmalıdır.
- Erken teşhis ve tedavinin, hastalığın seyrini olumlu yönde değiştirdiği kanıtlanmış olmalıdır.
Türkiye’de Sağlık Bakanlığı da bu evrensel kriterlere sıkı sıkıya bağlı kalarak tarama panelini belirler ve bilimsel gelişmeler ışığında günceller. Amaç en yüksek faydayı sağlayacak, tedavisi mümkün ve erken teşhisin çocuğun hayatında gerçek bir fark yaratacağı hastalıkları hedeflemektir.
Türkiye’de topuk kanı ile hangi hastalıklar taranmaktadır?
Türkiye’de Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen Ulusal Yenidoğan Tarama Programı kapsamında, ülkemizde doğan her bebeğe ücretsiz olarak standart bir tarama paneli uygulanır. Bu bebeğinizin nerede doğduğundan bağımsız olarak her çocuğun eşit ve adil bir şekilde bu hayat kurtarıcı hizmetten faydalanmasını sağlar. Güncel tarama programında yer alan hastalıklar farklı kategorilere ayrılır.
Kalıtsal Metabolik Hastalıklar
Bu gruptaki hastalıklar, vücudun besinleri enerjiye veya yapı taşlarına dönüştürme sürecindeki genetik bozukluklardır.
- Fenilketonüri (PKU): Vücudun proteinlerin yapı taşı olan fenilalanin isimli bir amino asidi işleyememesidir. Tedavi edilmezse kanda biriken fenilalanin beyne zarar vererek çok ağır ve geri dönüşsüz zihinsel geriliğe yol açar. Erken teşhis ve ömür boyu süren özel bir diyetle çocuklar tamamen sağlıklı bir zihinsel gelişim gösterebilirler.
- Biyotinidaz Eksikliği: Vücudun, B grubu vitaminlerinden olan biyotini tekrar tekrar kullanmasını sağlayan enzimin eksikliğidir. Tedavi edilmediğinde havale, işitme ve görme kaybı, cilt sorunları ve gelişim geriliği gibi ciddi nörolojik sorunlara neden olur. Teşhis konulduğunda, günlük olarak ağızdan alınacak basit bir biyotin vitamini takviyesi ile tüm bu sorunlar tamamen önlenir.
Endokrin (Hormonal) Bozukluklar
Bu hastalıklar, vücudun büyüme, gelişim ve metabolizmasını düzenleyen hormonları üreten bezleri etkiler.
- Konjenital Hipotiroidi (CHT): Tiroid bezinin doğuştan yetersiz çalışmasıdır. Tiroid hormonu, özellikle yaşamın ilk yıllarında beyin gelişimi için hayati öneme sahiptir. Eğer bu eksiklik erken fark edilip hormon tedavisine başlanmazsa, ciddi ve kalıcı zihinsel geriliğe ve büyüme kusurlarına neden olur. Erken teşhis ve günlük tiroid hormonu ilacıyla bebekler normal bir şekilde büyüyüp gelişirler.
- Konjenital Adrenal Hiperplazi (CAH): Böbreküstü bezlerini etkileyen kalıtsal bir durumdur. Bu bezlerin kortizol gibi hayati hormonları üretmesini engeller. En ağır formunda, bebeklerde doğumdan hemen sonra hayatı tehdit eden “tuz kaybettirici krizler” görülebilir. Erken teşhis, bu krizleri önleyecek hormon tedavisinin hemen başlamasını sağlar.
- Diğer Önemli Durumlar
- Kistik Fibrozis (CF): Vücut salgılarının (mukus, ter, sindirim sıvıları) anormal derecede kalın ve yapışkan olmasına neden olan genetik bir hastalıktır. Bu durum öncelikle akciğerleri ve sindirim sistemini etkiler. Akciğerlerde biriken balgam sık enfeksiyonlara ve kalıcı hasara, sindirim sisteminde ise besinlerin emilememesine ve büyüme geriliğine yol açar. Erken teşhis, akciğer sağlığını koruyucu tedavilerin ve besin emilimini sağlayacak enzim takviyelerinin hemen başlamasına olanak tanır.
- Spinal Müsküler Atrofi (SMA): Omurilikte bulunan ve kasların hareketini sağlayan motor nöronların kaybına yol açan ilerleyici bir kas hastalığıdır. Son yıllarda geliştirilen ve hastalığın ilerlemesini durdurabilen, hatta semptomları geri çevirebilen devrim niteliğindeki gen tedavileri sayesinde tarama programına dahil edilmiştir. Tedavinin etkili olabilmesi için kas kaybı henüz başlamadan, yani belirtisiz dönemde uygulanması kritik olduğundan, yenidoğan taraması bu hastalık için hayati bir önem taşımaktadır.
Topuk kanı alma işlemi bebeğe acı verir mi ve nasıl yapılır?
Ebeveynlerin en çok merak ettiği ve endişelendiği konulardan biri de bu işlemin bebeğe acı verip vermediğidir. Topuk kanı alma işlemi, bebeğin topuğuna küçük, steril ve tek kullanımlık bir iğne (lanset) ile yapılan minik bir delme işlemidir. Bu saniyelik, hafif bir batma hissidir ve genellikle yetişkinlerin parmak ucundan kan şekeri ölçtürmesine benzer. Elbette bebekler bu ani histen dolayı kısa bir süre ağlayabilirler, ancak işlem çok hızlı biter ve acı kalıcı değildir. Sağlık personeli, bebeğin konforunu en üst düzeyde tutmak ve işlemi olabildiğince rahat geçirmesini sağlamak için özen gösterir.
İşlem belirli adımları izleyerek dikkatle gerçekleştirilir. Öncelikle kan akışını artırmak için bebeğin topuğu ılık bir bezle nazikçe ısıtılır. Bu kanın daha kolay gelmesini sağlar ve işlemi hızlandırır. Ardından, topuğun delinmeye en uygun ve en güvenli olan yan kısımları belirlenir. Bu bölge alkollü bir bezle temizlenir ve alkolün tamamen uçması beklenir. Bu hem enfeksiyonu önler hem de alkolün kan örneğine karışmasını engeller. Steril lanset ile hızlı bir delme işlemi yapılır ve ilk kan damlası, doku sıvısı içerebileceği için temiz bir gazlı bezle silinir. Daha sonra kendiliğinden oluşan büyük kan damlaları, özel filtre kağıdındaki dairelere dikkatlice emdirilir.
Topuk kanı örneği alınırken nelere özellikle dikkat edilmelidir?
Tüm tarama sürecinin başarısı, o birkaç damla kanın doğru bir şekilde alınmasına ve saklanmasına bağlıdır. Yanlış alınmış bir örnek, testin tekrarlanmasını gerektirir, bu da aile için gereksiz endişe ve teşhiste gecikme anlamına gelir. Bu nedenle işlem sırasında uyulması gereken bazı kritik kurallar vardır:
Yapılması Gerekenler:
- İşlemden önce topuğu 3-5 dakika kadar ısıtmak.
- Topuğun en dış veya en iç yan kısımlarını kullanmak.
- Alanı alkolle temizledikten sonra tamamen kurumasını beklemek.
- Mutlaka steril ve tek kullanımlık bir lanset kullanmak.
- İlk kan damlasını mutlaka steril bir gazlı bezle silmek.
- Kağıda kanı emdirirken, dairenin tek bir büyük damlayla tamamen dolmasını sağlamak.
- Kanın filtre kağıdının arka yüzüne geçtiğinden emin olmak.
- Alınan örneği yatay bir pozisyonda, oda sıcaklığında en az 3-4 saat kurutmak.
Kaçınılması Gereken Hatalar:
- Topuğu “sağmak” veya sıkmak (Bu kanın yapısını bozar).
- Topuğun orta veya arka kısmını delmek (Kemik zedelenmesi riski vardır).
- Kağıttaki daireyi doldurmak için birkaç küçük damlayı üst üste “yamamak”.
- Kan almadan önce veya sonra filtre kağıdına elle dokunmak.
- Islak kan örneklerini üst üste koymak veya bir poşete yerleştirmek.
- Örneği kurutmak için kalorifer gibi bir ısı kaynağı kullanmak.
Topuk kanı için en uygun zamanlama neden bu kadar kritik?
Bu testin ne zaman yapıldığı, sonuçların doğruluğu açısından hayati önem taşır. “Ne fark eder, bir gün önce veya sonra olsun?” diye düşünülebilir, ancak zamanlama, bazı hastalıkların tespit edilebilirliği için her şey demektir.
İdeal olarak topuk kanı örneği bebek doğduktan sonraki 24 ila 48 saat arasında alınmalıdır. En önemli kural, bebeğin kan alınmadan önce en az 24 saat boyunca anne sütü veya mama ile beslenmiş olmasıdır. Neden mi? Çünkü Fenilketonüri (PKU) gibi bazı metabolik hastalıklar, ancak bebek protein almaya başladıktan sonra kanda biriken maddeler yoluyla tespit edilebilir. Bebek yeterince beslenmeden, yani 24 saatten önce kan alınırsa, bu hastalıklar için “yalancı negatif” bir sonuç çıkabilir; yani hastalık varken yokmuş gibi görünebilir. Bu da teşhisin atlanmasına neden olur.
Bazı özel durumlarda bu standart zamanlama değişebilir. Örneğin bebek 24 saatini doldurmadan hastaneden taburcu olacaksa, taburcu olmadan önce bir örnek alınır, ancak aileye mutlaka ilk hafta içinde aile hekimliğinde ikinci ve asıl geçerli olan örneğin alınması gerektiği bilgisi verilir. Prematüre, düşük doğum ağırlıklı veya kan nakli yapılmış bebekler için de özel takip ve tekrarlayan test takvimleri uygulanır, çünkü bu durumlar test sonuçlarını etkileyebilir.
Alınan bir damla topuk kanı laboratuvarda nasıl incelenir?
Bebeğinizin topuğundan özenle alınan ve kurutulan o küçük kan lekeleri, halk sağlığı laboratuvarına ulaştığında ileri teknoloji bir yolculuğa çıkar. Bu yolculuğun kahramanı, tandem kütle spektrometresi (MS/MS) adı verilen son derece gelişmiş bir cihazdır.
Bu cihazı, bir süpermarketin en gelişmiş barkod okuyucusuna benzetebiliriz. Nasıl ki bir barkod okuyucu tek bir okumayla bir ürünün ne olduğunu, fiyatını ve diğer tüm bilgilerini anında ekrana getiriyorsa, MS/MS cihazı da filtre kağıdından alınan minicik bir parçadan (bir disk kadar küçük), tek bir analizde onlarca farklı maddenin miktarını aynı anda ve inanılmaz bir hassasiyetle ölçer.
Bu cihaz doğrudan “hastalığı” aramaz. Bunun yerine, taranan hastalıkların habercisi olan belirli kimyasal maddelerin kandaki seviyelerini ölçer. Örneğin PKU hastalığında “fenilalanin” adlı amino asidin, biyotinidaz eksikliğinde ise bir enzimin aktivitesinin seviyesine bakar. Diğer birçok metabolik hastalık için ise “açilkarnitin” adı verilen madde profillerini inceler. Her hastalığın kendine özgü bir kimyasal “parmak izi” vardır ve MS/MS bu parmak izlerini okuyarak risk altındaki bebekleri belirler.
Topuk kanı tarama sonuçları ne anlama gelir?
Laboratuvar analizi tamamlandıktan sonra sonuçlar genellikle birkaç hafta içinde bebeğinizin kayıtlı olduğu aile hekimine iletilir. Sonuç birkaç farklı şekilde olabilir ve her birinin anlamı farklıdır.
- Normal: Bu en sık karşılaşılan ve beklenen sonuçtur. Bebeğinizin taranan hastalıklar açısından düşük riskli olduğu anlamına gelir. Genellikle ek bir işleme gerek kalmaz.
- Taşıyıcı: Bu sonuç, bebeğinizin Kistik Fibrozis gibi bir hastalık için “hasta” olmadığını, ancak hastalığa neden olan genlerden birini taşıdığını gösterir. Bu durum genellikle bebeğin sağlığını etkilemez, ancak ileride kendi çocukları olacağı zaman veya diğer aile bireyleri için önemli bir genetik bilgidir. Bu durumda aile bilgilendirilir ve genetik danışmanlık önerilir.
- Şüpheli (Anormal/Normal Dışı): Bu sonuç, bir veya daha fazla maddenin seviyesinin normalin dışında olduğunu ve bebeğin bir hastalık açısından “risk altında” olabileceğini gösterir. Bu kesin bir tanı değildir. Bu ilk şüpheli sonuçların büyük bir kısmı, ileri tetkikler yapıldığında normal bulunur ve bu duruma “yalancı pozitiflik” denir. Ancak bu sonuç, mutlaka daha ileri inceleme gerektiren bir alarm sinyalidir.
- Yetersiz Örnek: Bu laboratuvarın gönderilen kan örneğinin kalitesizliği (yetersiz kan, kirlenme, yanlış kurutma vb.) nedeniyle testi yapamadığı anlamına gelir. Bu durumda teşhiste gecikme olmaması için en kısa sürede yeni bir topuk kanı örneği alınması gerekir.
Topuk kanı sonucunda şüpheli bir durum saptanırsa aileleri neler bekler?
Bebeğinizin topuk kanı sonucunun “şüpheli” geldiğini öğrenmek, şüphesiz her anne baba için endişe verici bir haberdir. Ancak bu durumda paniğe kapılmamak ve sürecin nasıl işlediğini bilmek çok önemlidir. Unutmayın bu bir tanı değil sadece ileri araştırma gerektiren bir bulgudur. Şüpheli bir sonuç geldiğinde, son derece organize ve hızlı işleyen bir takip süreci başlar.
İzlenecek adımlar genellikle şöyledir:
- Acil Bildirim: Halk sağlığı laboratuvarı, şüpheli sonucu tespit eder etmez, derhal bebeğinizin aile hekimini bilgilendirir.
- Ailenin Bilgilendirilmesi: Aile hekiminiz sizinle en kısa sürede iletişime geçerek durumu anlatır. Bu aşamada sonucun ne anlama geldiğini, bunun bir risk olduğunu ama kesin tanı olmadığını ve sakin kalmanız gerektiğini açıklayacaktır.
- Uzman Hekime Yönlendirme: Bebeğiniz, şüphelenilen hastalığın türüne göre bir uzmana yönlendirilir. Örneğin şüphe Konjenital Hipotiroidi ise Çocuk Endokrinoloji uzmanına, Kistik Fibrozis ise Çocuk Göğüs Hastalıkları uzmanına, diğer metabolik hastalıklar için ise Çocuk Metabolizma ve Beslenme uzmanına sevk edilir.
- Doğrulama Testleri: Uzman hekim, tanıyı kesinleştirmek veya ekarte etmek için daha ayrıntılı testler (kan ve idrar testleri, ter testi, genetik analizler vb.) isteyecektir. Sonucun “gerçek pozitif” mi (hastalık var) yoksa “yalancı pozitif” mi (hastalık yok) olduğu bu testlerle anlaşılır.
- Tedavinin Başlaması: Eğer tanı doğrulanırsa, bir an bile kaybetmeden tedaviye başlanır. Tedavi, hastalığın türüne göre özel bir diyet, ilaç veya vitamin takviyesi olabilir.
Bu süreçte en önemli şey, sağlık profesyonellerinin yönlendirmelerine harfiyen uymak ve randevuları aksatmamaktır.
Sıkça Sorulan Sorular
Bebeklerden neden topuk kanı alınır ve bu test neyi amaçlar?
Topuk kanı testi, yenidoğan bebeklerde doğuştan gelen metabolik ve hormonal hastalıkları erken tespit etmek amacıyla yapılır. Bu sayede hastalıklar belirtiler başlamadan tedaviye alınabilir.
Topuk kanı testi hangi hastalıkları ortaya çıkarabilir?
Bu test, fenilketonüri, hipotiroidi, biyotinidaz eksikliği ve kistik fibrozis gibi metabolik ve endokrin hastalıkları saptamaya yarar. Erken tanı, kalıcı hasarların önlenmesi için hayati önem taşır.
Topuk kanı testi ne zaman yapılmalıdır?
Genellikle bebek doğduktan 48 ila 72 saat sonra uygulanır. Bu zaman dilimi, testin en doğru sonucu vermesini sağlar çünkü bebeğin metabolizması doğum sonrası dengeye oturmuş olur.
Topuk kanı alınırken bebek acı hisseder mi?
İşlem sırasında bebek kısa süreli bir acı hissedebilir ancak bu his birkaç saniye içinde geçer. Alınan kan miktarı çok azdır ve işlem genellikle bebeğe zarar vermez.
Topuk kanı testinde anormal sonuç çıkarsa ne yapılır?
Sonuçlar şüpheli veya anormal çıkarsa, test tekrarlanır veya ileri tetkikler yapılır. Kesin tanı konduktan sonra uygun tedavi planı hızlıca başlatılır.
Topuk kanı alınmazsa ne gibi riskler oluşur?
Bu test yapılmazsa, doğuştan gelen hastalıklar fark edilmeden ilerleyebilir. Erken teşhis edilmediğinde bu durum zeka geriliği, gelişim bozukluğu veya kalıcı organ hasarına yol açabilir.
Topuk kanı testinin sonucu ne zaman çıkar?
Sonuçlar genellikle birkaç gün içinde açıklanır. Herhangi bir anormallik saptanmadıysa aileye bildirim yapılmaz, ancak sorun varsa sağlık kuruluşu aileyle iletişime geçer.
Topuk kanı testi her bebek için zorunlu mudur?
Evet, Türkiye’de bu test Sağlık Bakanlığı tarafından zorunlu tarama programı kapsamında yapılır. Tüm yenidoğanların sağlıklı gelişimi için standart bir uygulamadır.
Topuk kanı alındıktan sonra kanama veya iz kalır mı?
İğne deliği kadar küçük bir bölgeden kan alındığı için genellikle kanama kısa sürede durur ve iz kalmaz. Ancak bölgenin temiz tutulması enfeksiyon riskini azaltır.
Topuk kanı testi sonuçları bebeğin geleceğini nasıl etkiler?
Erken tanı sayesinde tedaviye hemen başlanır ve hastalıkların bebek gelişimini olumsuz etkilemesi engellenir. Bu da çocuğun sağlıklı bir yaşam sürmesine katkı sağlar.

Prof. Dr. Durgül Yılmaz, çocuk sağlığı ve hastalıkları ile çocuk acil tıp alanlarında 25 yılı aşkın klinik ve akademik deneyime sahip bir uzmandır. Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu olan Prof. Dr. Yılmaz, aynı kurumda profesörlük unvanını alarak uzun yıllar akademik çalışmalar yürütmüştür. Çocuk Acil Tıp Derneği Başkanlığı (2009–2015), Sağlık Bakanlığı Acil Sağlık Hizmetleri Eğitim Koordinatörlüğü (2010–2015) ve APLS Türkiye Koordinatörlüğü (2009–2016) görevleriyle ülkemizde çocuk acil tıbbının gelişimine öncülük etmiştir.
Klinik ilgi alanları arasında pediatrik acil başvurular, travma, nöbet yönetimi, solunum yolu enfeksiyonları, çocuk zehirlenmeleri ve akut apandisit tanısında yapay zekâ uygulamaları yer almaktadır. Ayrıca Cincinnati Children’s Hospital’da konuk öğretim üyesi olarak görev yapmış, çocuk acil servis yönetimi ve toksikoloji alanlarında uluslararası deneyim kazanmıştır.
Prof. Dr. Durgül Yılmaz’ın çalışmaları Brain Research, World Journal of Surgery, Seizure ve Pediatric Emergency Care gibi prestijli dergilerde yayımlanmıştır. 2022 yılından itibaren İzmir’deki özel kliniğinde tam zamanlı olarak hasta kabul etmekte olup, bilimsel yaklaşımı ve hasta güvenliğine dayalı modern pediatrik acil tıp uygulamalarıyla tanınmaktadır.


